.

.

.

.

.

alt

18 MART 1915 - ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ

Yüz binlerce gencin kanıyla yaratılan “Çanakkale Destanı”na başlamadan önce, Osmanlı İmparatorluğunun o günlerde yaşadıklarına bir göz atalım. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 yıllarında, Rus ordusu, batıdan Yeşilköy’e, doğudan Erzurum’a kadar gelmişti. Günümüzün Trakya’sı, Balkanlardan gelip anavatana sığınan ve yurt arayan göçmenlerle doluydu. Onların kendi topraklarında yaşadıklarını ve göç yollarında neler çektiklerini kırık birkaç fotoğraftan görür, göç yolları öykülerini acı acı anımsarız. Peş peşe Balkanlar’da yaşanan toprak kayıpları, halk tarafından neredeyse kanıksamıştı.
Osmanlı Devleti, o sırada ne ile meşguldü? Osmanlı Hükümeti, Balkan Savaşları’ndaki yenilginin etkisi ile ordu ve donanmasını ıslah etme işlerine girişirken, Avrupa’da kendisini yalnızlıktan kurtarmak için birtakım ittifaklar peşine düşmüştür. İngiltere ve Fransa’dan ret cevabı alan Osmanlı, Almanlarla ittifak yaparak Dünya Savaşı ateşine aniden düştüğü hepimizin malumudur. Bu emrivaki olmasa da Türklerin dünyayı saran ateşin içine girmesi kaçınılmazdı. Emperyalist ülkelerin yüzyıllardır önlenemeyen bir arzusu vardı; “Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak.”
Buna verilebilecek birçok örnek vardır, çarpıcı bir örnek olarak, 9 Ocak 1853 günü Petersburg Sarayı’nda verilen baloya gidelim. Baloda herkes eğlenirken, birileri bir köşede ‘Hasta Adam’-Osmanlı’yı konuşuyordu. Konuşanlar, Rus Çarı II. Nicola ile İngiltere Büyükelçisi Lord G. Hamilton Seymour’du. Rus Çarı II. Nicola Lord Seymour’a şunları söylemiştir:
“Sir, bildiğiniz gibi Osmanlı Türkiye’sinin işleri pek karışıktır. Bu memleket zaten kendi kendisini parçalıyor. İngiltere ve Rusya bu mesele üzerinde tam bir anlaşmaya varmalıdır. Birisinin ötekisine haber vermeden adım atmaması gerekmektedir. Bakınız dostum, kollarımızda hasta, hatta çok hasta bir adam var. Elbette, hasta adamın yaşamamasını hepimiz istiyoruz. Aslında, ben de emin olun ki, sizin kadar onun bir an önce ölmesini istiyorum. Fakat ansızın ve de hiç beklenmeyen bir zamanda kollarımızda ölürse, bu durum Avrupa ülkelerinin arasında büyük bir savaşa sebep olacaktır. İşte dostum, bu karışıklık esnasında İngiltere devleti, İstanbul’a yerleşmek isterse, şimdiden asla göz yummayacağımızı söylemek istiyorum. Bu söylediklerimi ve de fikirlerimi devletinize iletiniz. Bu hasta adamı, İngiltere ile birlikte paylaşmak isteriz.”
Bu anı ile emperyalist ülkelerinin, Türk topraklarında geleneksel bir paylaşım projelerinin olduğunun ispatıdır.
Almanya ile beraber adeta savaşa itilen Osmanlı, savaş sonucunda yenilerek, İtilaf devletlerince hem parçalanmış olacak hem de Çarlık Rusya’sına yardım yolu açılacaktı. İtilaf devletleri, birkaç günde İstanbul’a ulaşacağı sevdasıyla geldikleri Çanakkale’de; başlarına nelerin gelebileceğini acaba tahmin etmişler miydi? Cevap; “Hayır…”
Tüm savaşlar, doğru yerde, doğru kahramanların bulunuşu ile kazanılır. Tarih birçok örnekle doludur. Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarının doğduğu, ülkenin “makûs talihinin” döndüğü yer olan Çanakkale Savaşının “Deniz Zaferi” bölümünü kısa bir anlatımla analım.
Çanakkale Boğazı’na saldırı planı hazırlayan İtilaf Devletleri Akdeniz filosu komutanı Amiral Sackville Carden, 19 Şubat günü, Türk tabyalarını yok etmek üzere Çanakkale Boğazına gemilerini gönderir. Plana göre, önce Boğazın girişini savunan dış bataryalar tahrip edilecekti. Amiral Carden, iki gemisinin isabet alması sonucu gemilerine geri çekme emrini vermiştir. İtilaf Devletleri, 25 Şubat’a dış bataryalar üzerine 12 gemi ile saldırarak, tabyalara asker çıkarmış ve kullanabilecek gibi görünen topları tahrip ettirmişlerdir.
15 Mart’ta Çanakkale Boğazı’na kesin saldırı için karar verilmiş ve 17 Mart’ta Amiral Carden yerine Amiral de Robeck atanmıştır. Türk tarafında kumanda, Çanakkale Boğazı ile İstanbul’u savunmak görevi Balkan Harbi sonrası Almanya’dan orduyu ıslah amacıyla gelen Liman Von Sanders’e verilmişti. 18 Mart günü, Çanakkale Boğazı’na girilecek İtilaf donanmasının planı; Boğaz’ın iki kıyısındaki bataryaların susturulması, mayınların, torpillerin temizlenmesi, bu suretle açılacak yoldan filonun Boğaz’a girmesine imkân sağlanmasından ibaretti. De Robeck bu planı başarıyla gerçekleştirmek için savaş gemilerini üç ayrı grupta savaş düzenine soktu. Birinci grupta Queen Elizabeth, Agememnon, Lord Nelson ve İnflexible bulunuyordu. İkinci grup, Amiral Guepratte komutasında dört Fransız zırhlısından kurulmuştu; Buffren, Bouvet, Goulois ve Charlemagne. İlk ikisi Boğazın Anadolu kıyılarını, diğer ikisi de Rumeli kıyılarını bombalayacaklardı. Üçüncü grubu oluşturan İrresistable, Albian, Vengeance, Swiftsare ve Magestic gemileri yedekte bırakılmışlardı. Üçüncü grup gemileri sırası gelince ikinci grubun yerini alacaklardı. Daha sonra da Cornwallis, Conapus, Dorthmouth ve Dublin kruvazörleri yedek güç olarak geliyordu.
Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevkii Komutanı Albay Cevat (Çobanlı), 18 Mart’tan önce Bozcaada’da düşman savaş gemilerinin toplanmakta olduğunun haberini almıştır. Albay Cevat Bey, Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) Bey’e Çanakkale sularını mayınlama emri vermiştir. İki gün önce kalp krizi geçiren Nusret’ın genç komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey, sağlığı için yerine bir başkasını görevlendirmeyi öneren Cevat Bey’in ısrarlarına rağmen, savaşın ve ülkenin sorumluluğunu omuzlarında duyarak bu kutsal görevi kabul etmiştir.
7/8 Mart gece yarısından az sonra sisli bir havada Çanakkale’den ayrılan Nusret Mayın Gemisi, bütün ışıklarını söndürmüş, kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmışlardı. Daha önceden dökülmüş olan mayınların arasından, Nazmi Bey’in kılavuzluğunda geçerek karanlık limana doğru ilerlemeyi sürdürürler. Kıyıya paralel olarak 100’er metre aralıklarla ve suyun 4,5 metre altında 26 mayın da sessizlik içinde dökülür.
18 Mart günü, Nusret Mayın gemisinin Çanakkale sularına döşediği 26 adet mayın, muhteşem armadanın üç büyük gemisini (Irrestible, Ocean, Bouve) batırılmış, üç tanesi de (Inflexible, Golva, Suffen) ağır yaralanarak savaş dışı kalmıştır. Nusret’in yapmış olduğu bu görev, dünya savaş tarihine unutulmaz bir yer almıştır. İtilaf Devletleri, eldeki gücünün neredeyse üçte biri yitirilmiştir. Tehlike geçmiş verilen görev büyük bir başarıyla yapılmıştı. Yüzbaşı Hafız Nazmi Bey, büyük bir sevinçle kader arkadaşı Hakkı Bey’i başarısından dolayı tebrik etmek istemiş ama O, komutanına cevap verememiştir. Nusret mayın gemisinin komutanının hasta kalbi savaşın heyecan dayanamamış, heyecan kasırgası içinde duruvermişti.

‘Çanakkale Deniz Zaferi’nde; Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevkii Komutanı Albay Cevat (Çobanlı) Bey’i, Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) Bey’i ve Nusret Mayın Gemisi komutanı olan Tophaneli Deniz Yüzbaşı Hakkı’yı da unutmamamız gerekir.
Avustralyalı tarihçi Alan Moorehead o korkunç günü şöyle anlatmıştır;
“Saat 13.45’de Suffren’in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla¬mayla sarsıldı. Güverteden göğe yoğun bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.”
İngiliz Deniz Kuvvetleri Bakanı Sir. Wilson Churchill, Nusret Mayın gemisi için şunları demiştir:
“1915 yılında bütün Avrupa’da milyonlarca insanın hayatı ortaya konmuş, büyük savaşlar yapılmıştı. 2–3 milyon asker ölü ve yaralı bulunmakta, 4–5 bin savaş gemisi denizlerde dolaşmaktaydı. Fakat bunların hiç birisi Nusrat’ın döktüğü mayınlar kadar savaşın devamına ve düşmanın geleceğine etkin olacak kadar bir başarı gösterememiştir.”
Ülkenin kaderini değiştiren 26 mayın, Çanakkale geçilmez’ in ispatı olan, Çanakkale Kara savaşının başlamasına neden olmuş ve Türk tarihinde gerçek yerini alır.
Çok okumak zorunda olan biz Atatürkçüler, deniz savaşını eksik anarsak, birileri de düşman mermilerini meleklere yakalatarak Çanakkale zaferini anlatır. “Çanakkale Deniz Zaferi”ni Albay Cevat (Çobanlı) Bey’e ve “Anafartalar Zaferi”ni de Albay Mustafa Kemal Bey’e borçluyuz.
Çanakkale savaşına girmeden, Osmanlı İmparatorluğu parçalansaydı ne olurdu? Emperyalist ülkelere kafa tutacak ne komutan bulunurdu ne de savaşacak asker. Ülkemizde, emperyalist ülkelere karşı verilen, 1212 günlük bağımsızlık mücadelesini Anafartalar kahramanı Albay Mustafa Kemal Bey’e ve onun silah arkadaşlarına borçluyuz. Mustafa Kemal Paşa, “Sen Benim Anafartalar Komutanımsın” diyen Anadolu halkını hep yanında bulmuş ve de bulmaya devam edecektir.

Ahmet Gürel
ADD Bilim ve Danışma Kurulu Üyesi
İzmir Platformu Başkanı

 
1834/3 Sokak No: 18 D:10
Karşıyaka / İZMİR

Tel: 0232 367 86 51
Tel: 0532 665 19 25

Günün Anketi

Ne Düşünüyorsunuz?
 
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1
mod_vvisit_counterDün35
mod_vvisit_counterBu hafta998
mod_vvisit_counterGeçen Hafta378
mod_vvisit_counterBu ay3929
mod_vvisit_counterGeçen Ay1924
mod_vvisit_counterTüm Zamanlar129900