.

.

.

.

.

AYŞE MAYDA

 alt

İZMİR'İN İLK ORTODONTİSTİ AYŞE MAYDA, 26.05.2015 SALI GÜNÜ "YILIN ANNESİ" ÖDÜLÜNÜ ALACAK.

ALSANCAK TÜRKAN SAYLAN KÜLTÜR MERKEZİ SAAT: 14.00.

AHMET GÜREL- 1916 doğumlu olduğunuzu biliyorum. İzmir’in ilk Ortodontistisiniz. Bize İzmir’de geçen yaşantınızdan bahsedebilir misiniz?
AYŞE MAYDA- Ben İzmir Beyler sokağındaki Salepçioğlu camisinin arkasındaki karanlık sokakta doğdum. Yakınımızda bulunan anaokuluna birkaç arkadaşımla birlikte gittim. Anaokulundan sonra, arkadaşım Feriha Akarcalıoğlu’yla beraber Ravzairfan ilkokuluna başladım.
AHMET GÜREL: Ravzairfan anılarına geçmeden önce, 9 Eylül 1922’yi, İzmir’in kurtuluşunu hatırlıyor musunuz?
AYŞE MAYDA- Tabii tabii, çok iyi hatırlıyorum. Ben daha ilkokula gitmemiştim, 6 yaşındaydım, çok küçüktüm, “Gazi Paşa İzmir’e gelecek” deniyordu. O günü hiç unutmuyorum. Annemler, sabahlara kadar dikiş makineleriyle bayrak diktiler. Sabahlara kadar ay yıldızı kesiyor, bayrakları dikiyorlardı. Ama Gazi Paşa geldi mi, gelmedi mi farkında değiliz. Sabahleyin kalktık, bizim yanı başımızda Ardahan Oteli vardı, otelin önüne kocaman bir bayrak yukardan aşağıya indirdiler, hepimiz koştuk o bayrağa baktık, tabii ki ağlayarak koşuyoruz. Beyler sokağının ön tarafına çıktık, alkışlar kıyamet gibiydi, bir müddet sonra Türk askerleri geçti, süvariler atların üzerinde çok yorgundu, zavallı askerlere su veriyorduk.
Tabii o zaman çok küçüğüm, ama gene aklım eriyor, her şeyi biliyordum. 9 Eylül günü çok hareketliyiz doğal olarak. O gün, arkaya baktım, bizim arka tarafta bir boşluk vardı. Evin arka tarafında bir Yunanlı asker kaçmak istiyor, ama kaçamıyordu, duvarın arkasında saklanıyordu, onu hiç unutamam. Daha yangın yoktu, yangın daha sonra başladı. O zaman Yunanlılar İzmir’den kaçmışlardı.
Sonradan Yunanistan’a geziye gittim, hediyelik eşya alıyordum. Bir Yunanlı, “Nereden geliyorsunuz” diye sordu. Türkiye’den deyince; “ben de İzmir’den geldim” dedi, Türkçe bilen Yunanlı, “Patırtı” kelimesini kullandı; “patırtı var ya, ben o zaman kaçtımdı” İzmir’den dedi. “Ben kaçarken, Türk askeri ceketimi çekti, kendimi zor denize attım” dedi. “Koştum ceketim Türk askerinin elinde kaldı” dedi. “Ben limana koştum, gemi dolu, kayıklara geldim, kayık dolu, kayığın küpeştesinden tutundum, batacağız diye kayıkçı küreğinle elime bir vurdu” dedi. “Ben bırakamıyorum öbür tarafa geçtim, oradan tutuyorum, oradan elime vuruyor” dedi. Bana; “Melek Hanım duruyor mu acaba? Nerede Melek Hanım?” Melek Hanım diye bir arkadaşı varmış onu soruyordu. Melek Hanım, ona Türkiye’de çok yardım etmiş. “O çoktan ölmüştür” dedim. Bu anı, bundan gene 25 – 30 sene önceydi.
AHMET GÜREL- İzmir Yangını’nı hatırlıyor musunuz?
AYŞE MAYDA- Yangını ve yangın sonrasını hatırlıyorum. Yangın başladı, hepimiz telaş içindeyiz, herkes yangına bakıyor, alevler dumanlar görünüyor. Kordon bize çok uzaktı, ama yangın kordon taraftan geliyor, ben arada bir o tarafa bakıyorum, kırmızı alevleri görüyorum. Korkudan başımı yastığa dayadım, hem ağlıyorum, hem saklanıyordum, yangın bize de gelecek, o zaman ne olacak, diye. Akşam babam eve geldi, yangını Ermenilerin çıkardığını söyledi ve sövdü, saydı. Rumlar, Ermenilere söylemiş, “yangın çıkarın Türk mahallesinde” diye. Allahtan rüzgâr ters taraftan esmiş, yangın günlerce devam etti. Benim aklımda dört gün, ama sanki haftalarca gibi geliyordu bana, korku içindeydik tabii.
AHMET GÜREL: Ravzairfan ilkokuluna başladınız. O okulu anlatır mısınız?
AYŞE MAYDA- O zaman Ravzairfan sadece kız okuluydu. Erkek öğrenciler için Darülirfan adında başka bir ilkokul vardı. Bu okullar özel okullardı, daha çok kalburüstü kişilerin çocuklarının gideceği okullardı. Ravzairfan; irfan bahçesi, Darülirfan da; irfan evi demektir. Ravzairfan’ın yeri Devlet Gureba Hastanesi’nin arkasında büyük bir binadır. Bizim okulumuzun müdiresi çok ileri görüşlü bir hanımdı. Ama bu anlattıklarım Atatürk’ten sonraydı tabii. Müdürümüzün eşi galiba Doktor Esat Bey’di. Tilkilik’te otururlardı, şişman bir hanımdı, bize gayet sempatik gelirdi ve udla marş çalar, biz de marşları söylerdik. Ruhsar Hanım diye çok tatlı bir hocamız vardı, sabahleyin okula erken gelirdi. Bu hocamız sonradan Doktor Hasan Başkam’la evlendi. Mevlevi idi, kendisi sabahleyin “selamünaleyküm” der, biz de hepimiz birden “aleykümselâm” diye bağırırdık. Sabahleyin mutlaka jimnastik yapılır ve ondan sonra derse başlanırdı. 
Ondan sonra 9 Eylül törenleri başladı, biz okul olarak gitmeye başladık. Babamın atlı arabaları vardı, atları kadanaydı, kocaman ayakları vardı, çok kuvvetliydiler ve top arabalarını çekerlerdi. Bizim arabalar bütün 9 Eylül törenlerinde en önde top arabasını çekerek geçerdi. Biz Ravzairfan öğrencileri törende melek olurduk, kanat takardık ve melek olurduk. Hilali Ahmer’e (Kızılay) giderdik, orada bizi hazırlarlar, arabalar gelir kurdelelerle süslenirdi. O törenlerde çekilmiş fotoğraflarım var, ama şimdi bulamam. Başımıza şapka giyerdik, sulh kızı olurduk, elimizde meşale olurdu. O zamanki törenlerde Basmane’den kalkan kortej, Kemeraltı’ndan çarşının içinden geçerdi. Halk Kemeraltı’ndaki dükkânların önlerine sıralanır, geçiş töreni izlenirdi. Halk, Tire’den, Ödemiş’ten, Bergama’dan şuradan buradan bir gün önceden gelirlerdi. Sonradan tören korteji varyanttan gelmeye başladı, tur yapıyorlardı, sonradan reklamcılığa döndürdüler. Üzüm atarlar, kolonya şişesi atarlar, incir atarlar, yani burada yetişen ürünleri atarlardı. Ama bizim zamanımızda öyle değildi, doğrudan doğruya askerler top arabalarıyla geçerdi, hiç unutmam. 
AHMET GÜREL: Son günlerde okulunuza gittiniz mi?
AYŞE MAYDA- Darülirfan sonradan Yusuf Rıza ilkokulu oldu ve halen viran vaziyetteymiş. Ravzairfan da belki öyledir, ben gitmiyorum, ama yıkılmamış, hala ayakta duruyormuş. 
AHMET GÜREL: Beşinci sınıfa geçerken neden okulunuzdan ayrıldınız?
AYŞE MAYDA: Biz İngiliz Bahçesi’nde oturuyorduk. Babam, şimdiki oturduğumuz Köprü’deki bu evi satın almıştı ve burayı İtalyan Okulu olarak kiraya vermişti. Babam, “Ravzairfan’dan ayrılacaksınız, bu İtalyan okulunda okuyun, hem de Fransızca öğrenirsiniz” dedi. Bütün arkadaşlarım Amerikan Koleji’ne gidiyorlardı. Benim aklım fikrim Amerikan Koleji’ndeydi. Bir hafta kadar İtalyan Okulunda okudum, İtalyanlar çok ciddiydi. Ellerimizi dik durmak için arkamıza koyuyoruz, okul kızlı erkekli karışıktı. Ravzairfan’da yalnız kız öğrenci vardı. Ben; “baba, ben o okula gitmeyeceğim” Babam da; “neden kızım?” dedi. Babam çok tutucuydu. “Oğlanlar benin saçımı çekiyorlar” dedim. “Ne, bak edepsizlere, mademki istemiyorsun Amerikan’a git” dedi. 
AHMET GÜREL: İyi bir formül bulmuşsunuz. Babanız ne iş yapıyordu? 
AYŞE MAYDA- Babam nakliyeciydi, atlı arabalarımız vardı. Daha önce anlatmıştım. Çift atlı, tek atlı arabalarımız vardı. Yani Latife Hanım’ın dedesi Sadık Bey nasıl develerle nakliyat yaparsa, benim babam da at arabasıyla nakliyecilik yapardı ve İzmir’in de bilinen bir kişiydi. 
AHMET GÜREL- Amerikan Kolejine nasıl gittiniz? 
AYŞE MAYDA- Kardeşim Seniha Mayda İtalyan okulunda kaldı, ben Amerikan Kolejine kayıt oluncaya kadar bir hafta geçti, dersler başlamıştı. Ben evraklarımı aldım, kayıt parası için babama gittim. O gün hiç unutmuyorum, babam Emlak Eytam Bankası’nın temelini attırıyordu, orası bizimdi. Emlak Eytam Bankası’nın adındaki “Eytam”, yetimler demektir. 
İzmir’de çok büyük bir deprem olmuştu, babam bu binayı yaptırırken bütün binanın altına çakıl taşı döktürdü, bina depremde oynayabilsin diye. Babam, Emlak Eytam Bankası’nın temelini attırırken kurban kestirdi ve kocaman bir pasta getirtti. O zamanlarda, Alsancak’ta bir tek pasta fırını vardı. Benim pastada filan gözüm yoktu, “aman baba bana para ver, gideyim koleje yazılayım” dedim. O zaman bütün kolejin yıllık masrafı 50 bin liraydı, onu babam bana verdi ve bir de yol parası verdi. Tramvaya binip, yalnız başına koleje gittim. 1928 yılıydı ve 12 yaşındaydım. 5. sınıfa Amerikan Kolejinde başlayacaktım. O zaman da koleje gitmek için şimdiki yoldan değil onun üstünde bir yol vardı, eski kapıdan giriliyordu. Tenha kimse yoktu, bu taraf ta sadece dağ tepe vardı. 
Sabri ÖZAZAR- Kolej bile garip bir yerde değil mi? 
AYŞE MAYDA- Yokuştan çıktım yukarıya, kolej o zaman bir bağ eviydi, kolejin bütün öğrencisi 50–60 kişiydi. Kolej, önce Basmane’deymiş, 1922 yangından sonra, kolej önce Salhane’ye gelmiş, burada kısa bir müddet kalmışlar. O zamanlarda kolejin ilkokulu vardı. O zaman yabancı okulların ilkokulları vardı, sonradan Atatürk onları kaldırdı. Sanırım, 1933 yılında “Türk çocukları yabancı okulların ilkokuluna gidemez” diye kaldırdı, ondan sonra bizim evdeki İtalyan okulunu da kapattılar, terk edip gittiler. İbrahim Taner ile Miss. Green diye hocalarımız vardı. Kolejde çok mutluyum tabii, tenis kortu vardı, voleybol kortu vardı. O zaman için bunlar çok şey modern şeylerdi. Portakal rengi eşarplarımız vardı, bu onları takarız sonra kısa şortlarla jimnastik yapar, yürüyüşlere gideriz. Kolejin arkaları dağdı, ne ev vardı, ne yol, hiçbir şey yoktu, bazen oralara çıkarız yürüyüşler yapardık. İbrahim Bey helva günü yapar, kendisi eşeğinin üstüne iki tane köfeye helva kazanlarını koyar, gittiğimiz yerlerde helva günü yapardık. Yani kolej hayatım çok güzel geçti.
AHMET GÜREL- Yatılı değil miydi orası? 
AYŞE MAYDA- Sonradan yatılı oldu, çünkü Söke’den gelenler oldu, Aydın’dan gelenler oldu ve bu çocuklar sağda solda kalıyorlardı. Küçük çocuklar için aşağıdaki binayı yaptılar. Biz 1950–1951 yıllarında eski mezunlar derneğini kurmuştuk. Biz; “bizim okulumuz kız okulu, neden oğlanları alalım” dedik. O toplantıda ben de vardım, iş adamları vardı, konsoloslar vardı. Dediler ki; “bakın biz çalıştırmak için yanımıza eleman arıyoruz, fakat sadece lisan bilen kız elemanlar var, ama erkek elemanlar yeteri derecede lisan bilmiyorlar, ama bu okula gelirlerse bu okul ilerler, daha önce kolejin 1933 yılına kadar erkek öğrencisi de vardı. Paradüso derdik eskiden, Şirinyer’deki Amerikan Koleji’nde.” 
Paradüso’ya Alsancak’tan trenle giderdik, Paradüso sonra Kızılçullu, şimdi de Şirinyer oldu. Bizim hocalar oradan gelirdi, hatta bazı derslerimiz için Bozyaka yoluyla birkaç defa oraya gittiğimizi biliyorum. Hiç unutmam orada güzel bir salon vardı, müzik yapılır, batı müziği konseri dinlenirdi. Daha çocuğuz, biz müzik nasıl dinlenir, müziği dinlerken konuşulmayacağını ve gürültü yapılmayacağını öğretmenlerimiz öğretirlerdi. 
AHMET GÜREL. Müzikle ilginizi anlatır mısınız?
AYŞE MAYDA Babam 1929 yılında ölmüştü, annem açık fikirliydi. Annem alaturka müzikle ilgileniyor, ud çalardı. Bana; “sende keman çal” dedi, ay yarabbi, ben şimdi keman çalmak istemiyorum. Çünkü koleje gidiyorum, herkes batı müziğiyle ilgilenirken, ben alaturka müziğini yapmak istemiyorum, sıkılıyorum, ama mecburen annemim istediği olacak, hayır da diyemedim. Kardeşim piyano çalıyor. Piyano hocası geliyor, kardeşim piyano dersi alıyor, ben de keman dersi alıyorum. O zamanda meşhur bir kemani Hayri Yenigün de bana keman dersine geliyor, “ölürsem yazıktır” bestesi onundur. İngiliz bahçesinde oturuyoruz, hoca bana haftada bir gün gelecek, ben hiç çalışmam, ama benim notam çok kuvvetliydi. Onun istediği notayı çalabiliyordum, bana, “aferin kızım çalışkan talebem” diyordu. Ama ben hiç şarkı söylemezdim, çünkü sesimde yoktu. Dr. Hasan Başkam, biz ona ebe Hasan Bey derdik, çünkü kadın doğum doktoruna ebe denirdi. Hasan Bey de santur çalardı, onun hanımı yabancıydı, galiba İngiliz’di. Bir kızı bir oğlu vardı, deniz kenarında otururlardı. Oraya gelir, santur çalar, ondan sonra bize gelir, annemle bana klasik Türk musikisinin en ağır parçalarını icra ederdi. 
AHMET GÜREL Kolej’den nasıl mezun oldunuz, o zaman ki mezuniyetin havası nasıldı?
AYŞE MAYDA 1937 yılında kolejden mezun oldum. Benim zamanımda beyaz elbiseler yaptırırdık. Bizim zamanımızda kep yoktu, doğrudan doğruya beyaz tuvaletler giyilir, saçlarımız yapılırdı. Biz kolejden çıkınca, arabanın önünü keserler, para isterlerdi. Konak Kordon’da Cumhuriyet Gazinosu vardı. Cumhuriyet Gazinosu’nda yemek yenirdi, orada eğlenilir, babası gelen babasıyla dans ederdi. Gelin alayı gibi öyle çok güzel geçti yani kolej hayatım. Artık resimlere baktıkça çok şeyler gelir aklıma. 
AHMET GÜREL. Ayşe Hanım, Atatürk’ü gördünüz mü?
AYŞE MAYDA 1934 senesiydi galiba, biz hala İngiliz bahçesinde oturuyorduk. İlk defa Atatürk’ü orada gördüm. Atatürk İran Şehinşahı’yla geldi ve bizim İngiliz bahçesinden Karataş’a geçti. Arabasının üstü açıktı, biz el salladık, elimizde arabaya atmak için karanfiller vardı, bize “katiyen atmayın” dediler, çünkü o zamanda bomba atılır diye bir korku vardı, “sakın atmayın, emir var” dediler ve Atatürk öylece önümüzden geçip gitti. 
AHMET GÜREL Sizin Yörük Ali Efe ve Demircili Mehmet Efe ile ilgili bir anınız var, anlatır mısınız?
AYŞE MAYDA İngiliz bahçesinde oturduğumuz yıllardı, iki katlı İngilizlere ait bir evde oturuyorduk. Atlı tramvay yayılmıştı, babamın atlı arabalarının şehre girişini yasaklamışlardı. 25–30 at bahçedeki ahırdaydı. Sanırım, yıl 1926’ydı. Babam, her iki efe ile arkadaştı. Ama iki efe de birbirleriyle küstü. Demirci Mehmet Efe erken gelmişti, Yörük Ali Efe bahçeye ahır tarafından girince, “merhaba” diye havaya bir el ateş etti. Hemen Demirci Mehmet Efe de bir el ateş ederek, “hoş geldin” diye cevap verdi. Evde birbirlerine sarılarak barıştılar, bu anıyı unutamam.
AHMET GÜREL 1937 yılında İstanbul’a üniversiteye gittiniz. Biraz anlatır mısınız?
AYŞE MAYDA O devirde İstanbul’da bir kızın okuması çok zordu. Diş hekimi oldum, asistan oldum. 1945’de İzmir’e döndüm.
AHMET GÜREL İzmir’de muayenehane açtınız, anlatır mısınız, zor oldu mu?
AYŞE MAYDA 1945 yılında 2. Beyler sokağında Halim Alanyalı bir yer verdi, ilk muayenehanemi açtım. Prof. Dr. Kantorowicz’in uyarısıyla, sadece “Ayşe Mayda” diye levha astım. Amerikan Koleji mezunları, öğrencileri ve Amerikalılar hastam olarak gelmeye başladılar. İzmir’in ilk ortodontistiydim, birden meşhur oldum ve tanındım. 1951 yılında Ankara Palas’taki muayenehaneme taşındım.
AHMET GÜREL Hastalarından biraz örnek verir misiniz?
AYŞE MAYDA Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Fevzi Uçaner hastamdı, yanında Sarı Kışla’ya bayrak çeken Orgeneral Zeki Doğan’ı tanıdım. İstanbul’da üniversitede Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i tanıdım. İzmir’de önce Safiye Ayla’yı tanıdım. Naci Sadullah beni Cevat Şakir Kabaağaçlı’yla tanıştırdı. Arkadaş oldum, kızı seramik sanatçısı Füreyya ve eşi ressam Aliye Kabaağaçlı’yla arkadaş oldum. İstanbul konservatuarını kuran Şerif Muhittin Targan ile tanıştım. Daha sonra Safiye Ayla ile evlendi.
Ruhi Su’yla tanıştım. Sanırım 1960’lı yıllardı. Araba kullanıyordum, Çeşme’ye ve Şifne’ye götürdüm. Kaplıcada verdiği konser herkesi şaşırttı. Selçuk Yaşar’ı ve babası İbrahim Bey’i tanıdım. Şerif Remzi Reyent’i ve İzmirli Talat’ı tanıdım. Necati Cumalı’yı tanıdım, beraber geziler yapardık. Behçet Uz Bey komşumdu, çocuklarını tanırım. Osman Kibar’ı tanırım, babama belediyeden alacağı karşılığında eski yol taşlarını vermiş, hala birazı bahçede durur.
Vedide Baha Pars, kolejde İngilizce öğretmenimdi, sonradan milletvekili oldu. Pakize Suda ve Sezen Aksu komşumuzdu.
AHMET GÜREL Köprü’deki evinize ne zaman taşındınız?
AYŞE MAYDA İngiliz Bahçesinden sonra Güzelyalı’da oturduk. İtalyan okulundan sonra çeşitli okullar kiracımız oldu. Kiracıları mahkeme kararıyla 1950 yılında çıkarabildik ve o tarihten itibaren orada kardeşim Seniha Mayda ile beraber oturuyoruz. 1905 yılında, bizim ev Kamil Paşa tarafından İzmir saat kulesinin mimarına yaptırılmıştır.
AHMET GÜREL Bu güzel köşkünüzü müze yapmak istediğinizi biliyorum. Köşkünüzün yanından geçen caddenin “Ayşe Mayda Caddesi” olarak değiştirilmesinin teklifini ilgili belediyelere ben yaptım. O keyfi yaşıyorum. Konak Belediyesi Başkanı Muzaffer Tunçağ ile İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun desteğiyle “Ayşe Mayda Caddesi” gerçekleşti ve yakında törenle levhayı asacağız. 
AYŞE MAYDA. Öncelikle teşekkür ederim. Köşkümüzün müze olması konusundaki kararım geçerlidir.

 
1834/3 Sokak No: 18 D:10
Karşıyaka / İZMİR

Tel: 0232 367 86 51
Tel: 0532 665 19 25

Günün Anketi

Ne Düşünüyorsunuz?
 
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün16
mod_vvisit_counterDün145
mod_vvisit_counterBu hafta424
mod_vvisit_counterGeçen Hafta418
mod_vvisit_counterBu ay200
mod_vvisit_counterGeçen Ay7323
mod_vvisit_counterTüm Zamanlar204604